28 Tem 2010

Sebeb-i Blog


Hani derler ya, "Mutluluk varılacak yer değil, yolculuğun ta kendisidir." diye... Belki de yaşamayı umduğumuz şeyin hayalini kurmak, o şeyi yaşamaktan daha güzel olduğu içindir. Bu yüzden birçok kişinin en sevdiği gün -aslında en yoğun iş günü olduğu halde- cumadır, pazar değil. Bu yüzden bavul hazırlamanın keyfi, otelde geçirilen ve üçüncü günden sonra artık birbirini tekrar edip sıkıcı hale gelmeye başlayan zamanlarda yoktur.

Belki de bu yüzden, günde 15 saat çalıştığım kış aylarında hayalini kurduğum "Evde geleneksel yaz miskinliği" adlı tek kişilik festivalim, içinde bulunduğum şu günlerde o kadar da renkli gelmiyor. Yaz miskinliği festivalinin başlıca etkinlikleri, benzerlerinden pek de farklı değil: İzlenen yeni ve her yıl yinelenen eski filmler; zaman stresi olmadan zaplanan, düşündürme kaygısından uzak televizyon programları; atlanacak level kalmayan konsol oyunları; kilo alma kaygısından arındıran akşamüstü yürüyüşleri; internette oyalanma ve keşif gezintileri; kitap, dergi okumaları... Görüldüğü gibi tüm etkinlikler (aslında edilgenlikler) tüketme ve pasiflik üzerine inşa edilmiş durumda.

İçinde "yeni" ve "üretmek" sözcüklerinin aynı anda geçeceği ama çok da yorucu olmayacak bir şeyler aranırken internetin Facebook'la birlikte muhteşem üçlüsünü oluşturan "Twitter" ve "Blog" ile tanışmamın tam zamanı olduğunu fark ettim. Üstelik yazmak becerebildiğim ender yeteneklerimden biriydi ve çok şey de birikmişti. Durum bundan ibaret...

Girizgah faslını geçip, asıl konulara gelelim yavaş yavaş.
Hoş geldiniz...


1 yorum: