29 Tem 2010

Yazmak

I.

Yapabildiğim en iyi şeydir kendimi ifade etmek. Elbette benim yapabildiğim en iyi şeyin, yine en iyi benim tarafımdan yapılabileceği iddiası yoktur bu söylediklerimde. Tazının yapabildiği en iyi şey koşmaktır; ama en hızlı koşan tazı değildir hayvanlar âleminde. Yine de tabu oyununda tazıyı anlatmanız gerekirse, yasak olan sözcüklerin başında koşmak ve hız gelir, anlatıcı zorlansın da oyun zevkli olsun diye.

Dedim ya, yapabildiğim en iyi şeydir kendimi ifade etmek… Gelin görün ki yazdıklarım, bir kenara not alıp da “daha sonra bunu mutlaka yazmalıyım” dediklerimden çok daha azdır. Ne de olsa yazıp da hayal ettiklerinizin ne kadarını yazabildiğinizi görmektense “bir gün tüm bunları yazacağım ve muhteşem olacak” diyerek muhtemel başarıyı ertelemek daha heyecan vericidir.

II.

Kendimi ifade etme yeteneğimin, Türkçe öğretmeni olmamdan kaynaklandığını söyleyip de bunun bir övgü olduğunu sananlarla çok karşılaştım. “Türkçe öğretmeni olduğun nasıl belli!” ya da “E tabi bir edebiyatçıyla laf yarışına girilir mi!” gibi tümceler her zaman rahatsız etti beni. İçimden ukalaca “İyi de ben leblebi tozunu sevdiğim ve reklâmlardaki küçük kızın gözüne sabun kaçtığı ve bu yüzden öldüğü dedikodularına inandığım zamanlarda da böyleydim.” demek geldi hep.

Okullardan aldığım bilgi yalnızca, gereksiz ahkâmları sıralayıp kültürlü olduğumu göstermek istediğim zamanlarda işe yaradı. İyi bir Türkçe ya da edebiyat eğitimi alan bir kişi biraz da dikkatli olursa elbette hatasız yazıp konuşabilir. Kaldı ki, bunun için bile kişinin kendi çaba ve yeteneği gerekir. Ancak ‘kurallara uygun konuşmak’ ile ‘güzel ve etkileyici’ konuşmak farklı şeylerdir. İyi konuşup yazmak, bilgiye değil beceriye dayalıdır. Bir matematik öğretmeninden çok iyi hesap yapabilmesini beklemek doğaldır; çünkü matematik bir bilimdir. İyi hesap yapabilmek beceri değil, bilgi ister ve bu bilgi de fakültede verilir. Ancak nasıl ki nota ve müzik hakkında her şeyi bilmek sizi iyi bir besteci ya da virtüöz yapmazsa dil bilgisi kurallarını tam olarak öğrendikten sonra hayatınızın geri kalanını Çiçero olarak geçirmezsiniz.

Kendimi ifade gücümün, fakültede aldığım eğitimle yani Türkçe öğretmenliğimle paralel olduğunu söyleyerek iltifat ettiğini düşünenler aslında böyle bir yeteneğin, dört yıllık bir öğrenimle kazanılabileceğini fısıldamakta ve kendi egolarına “Türkçeci olsam ben de böyle konuşabilirdim, yazabilirdim” avuntusunu göndermektedirler. Ayrıca bu insanlar iletişimdeki ayrıntıların muazzam sonuçlar doğurabileceğini de bilmeden yaşarlar. Örneğin kendilerinden daha az yakışıklı birinin nasıl olup da çok güzel bir kızla aşk yaşayabileceğini anlayamazlar; çünkü bu ilişkinin tek bir cümle sayesinde başlayabileceğini ve o cümle ile muadili sandıkları yüzlerce cümle arasında dağlar kadar fark olduğunu asla bilemezler. (Zaten sevgiliye aldıkları çiçeğe iliştirdikleri nottaki güzel dize ve satırların sahibi olan önemli yazar ve şairlerin büyük çoğunluğu da Türkçe öğretmeni değildir. Örneğin: Çehov doktor, Steinbeck marangoz, Balzac tüccar, Orhan Veli tercüman, Orhan Kemal işçi, Yaşar Kemal arzuhalci, Aziz Nesin bakkal, Cemal Süreyya maliyeci, Cahit Sıtkı memur, Mehmet Akif veterinerdir.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder