9 Ağu 2010

Herkes Sevdiği Halde Sevmediklerim


Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi


Arkadaş ortamına uyarak birçok kez gitmek durumunda kaldığım, çok büyük bir aksilik olmazsa bir daha asla gitmeyeceğim mekan. Özellikle hafta sonları asker uğurlamasına denk gelen bir otogar gününü kadar kalabalık olur. İki çeşit fiks menüsü vardır; ancak rezervasyon yaparken ısrarla "ikinci menüyü istiyorum" deseniz de masaya oturunca birinci menüyle karşılaşırsınız. Rakı seçeneğiniz de kısıtlıdır, örneğin Yeşil Efe yoktur...
Servis başarısızdır diyemeyeceğim; çünkü ortada servis diye bir şey yoktur. Garsonların tek görevi rakı şişesi ve suları masaya bırakıp gitmektir, sevis yapmazlar.. Ara sıcakların bile, üç çeşidini birden koca bir tabakla, masanın ortasına bırakıp giderler. Ola ki şalgam, buz gibi bir isteğiniz oldu, tahmin edebileceğiniz en geç zamanda gelir, hatta çoğu kez tekrar hatırlatmadan gelmez. Bu arada "kavun" gibi sıradışı bir talebiniz varsa bu fiks menüye dahil değildir ve ekstra ücrete tabidir.
Fasıl demeye bin şahit isteyen bir canlı müzik vardır. Hoparlörlerden bangır bangır bağıran çalgıcı grubu Türk sanat müziği yanında arabesk, halk müziği ve pop bile söylemektedirler. 2-3 şarkıda bir 15 dakikalık mola verilir. Ama asıl rezalet bu çalgıcı grubunun masaları dolaşmasıyla vuku bulur. Masalardaki her erkekten bahşiş almadan gitmeyip klarneti kulağınıza üflemek, defi beyninizin içinde çalmak suretiyle kelimenin tam anlamıyla tacize başlarlar. Nereden aldığı güçle bunu yaptığı bilinmez ama en büyük bombalarından biri ise kapalı mekanlarında fosur fosur sigara içimine izin vermeleridir. Meze ve yemeklerinin de hiçbir özelliği yoktur. Her şey gayet fabrikasyon ve sıradandır.


Hiç mi olumlu yanı yok? Herkesin iyice kafayı bulduğu saatlerde çalgıcılara doğru "Recep'in en çok korktuğu adamın sevdiği şarkıları çal bana!" diye haykırış duyabilir, ardından alkışlar ve Atatürk resimlerine doğru tokuşturulan kadehlere şahit olabilirsiniz.

Alternetifi nedir?
Galata Meyhanesi. Üstatlardan oluşan akustik fasıl... Kibar ve güleryüzlü garsonların elinden çıkan tam anlamıyla düzgün bir servis... Tabak estetiğine de önem verilmiş lezzetli ve bol çeşitli yiyecekler...

---


İsmail Köybaşı

Son yıllarda 4 büyük takımda izlediklerim içindeki en kötü solbektir. Kim hangi maçta nasıl bir performansını ve yeteğini görmüştür de futbol kamuoyu tarafından geleceğin dünya yıldızı olarak falan adlandırılmaktadır anlamış değilim. Arkasına adam kaçırma, rakip sağ açığa metrelerce refakat etme, en kritik bölgede telaşlı ve ayarsız top kullanma konularında oynadığı her maçta en seçkin örnekleri vermektedir. Başka bir mevkide oynadığında farklı olur belki de onu bilemem, sol bek olarak durumu budur...
Sonuç olarak, İsmail'in de "Genç Semih", "Sergen'in veliahtı Yasin Sülün" gibi, nereden çıktığı belli olmayan aşırı umutlu ve olumlu bir önyargı sayesinde uzun yıllar tükenmeyecek anlamsız bir kredi sahibi olacağını; ancak günün birinde bu gereksiz ısrardan vazgeçilip de takasta kullanılmak suretiyle bir Anadolu takımında futbol hayatına devam edeceğini düşünüyorum, ne yazık ki...


Hiç mi olumlu yanı yok?
Hücuma çıktığında düzgün ve olumlu işler yapabiliyor; ancak hücuma katkısı bile ortalama bir performanstan öte değil.

Alternatifi nedir? Elbette İbrahim Üzülmez... 37 değil de 17 yaşındaymış gibi 90. dakikada bile çılgınca depar atabilen, rakip forvetin yakasını bir an olsun bırakmayan, diri ve ayakta bir kaptan...

---



Issız Adam

Aslında kendi zavallılıklarına ağlayan terk edilmiş kent kızlarına hitap etmekten öteye gidemeyen, türüne "aşk filmi" demenin aşk filmlerine haksızlık olacağı ve "Kabuslar Evi" serisinden sonra yaptığı en kötü iş olan Çağan Irmak filmidir. Filmin konusu sıradan, diyolagları zayıftır. Film içinde ne zekaya hitap edebilecek bir senaryo başarısı ne de aşka dair bir çıkarım mevcuttur. En önemli sorun bir filmi film yapan neden-sonuç ilişkisinin tamamlanamamış yani esas oğlan Alper'in neden böyle sapkın olduğunun cevabının verilmemiş olmasıdır.(Aynı Çağan Irmak son filmi "Karanlıktakiler"de filmin sonundaki sürpriz bir flashback ile neden sonuç ilişkisini kurmuş ve filmin etkili bir hikayesinin olmasını sağlamıştı.)
Sonuç bölümü terk edilmiş kızları ağlatmaya yetse de "neden" kısmını verilmediği için filmden sonra seyirci Alper'in bu durumunu kendi hayal gücüyle analiz eden teoriler üretmeye başlamıştır. Bunlardan en rağbet göreni Alper'in durumunu kendine bile itiraf edemeyen gizli bir eşcinsel olmasıdır. İlişkilerinde aşırı sertlikten hoşlanan ve sanki kadınlardan intikam alırcasına kendini kaybeden Alper, yemek yapmak ve eski 45'likler dinlemekten hoşlanıyor. Alper'in annesi köyden geldiğinde İstanbul'da tek başına yaşayan oğlu onu ilk kez bir kız arkadaşıyla tanıştırıyor. Anne, Ada'ya oğlunu bırakmaması için adeta yalvarırken köye de "Bakın oğlum eşcinsel değil." haberini verecek olmanın mutluluğuyla dönüyor. Bu teorinin en önemli kanıtı ise filmin son sahnesindeki çarpıcı kare. Aralarında platonik aşk varmış izlenimi uyandan Alper ve garson, ortalarındaki çocuğun ellerini tutmuş, bir aile edasıyla sinemaya gidiyorlar.

Bu teori doğruysa ve Alper eşcinselse, Çağan Irmak bu etkili senaryoyu yansıtamamış daha doğrusu yansıtmaya cesaret edememiş demektir. Yok bunlar tam anlamıyla hayal gücüyse Issız Adam izleyicisini tatmin edemeyen ve alternatif bakış açısı uydurmak zorunda bırakan eksik bir film demektir.
Hangisi daha kötü bilmiyorum ama sonuç olarak Issız Adam, geride kendilerini terk ettiği için şu an pişman olan erkekler bıraktığını uman kızların avuntusundan ve aslında kendilerine gözyaşı dökmelerinden öte bir film değildir benim için...


Hiç mi olumlu yanı yok?
Film müzikleri albümü çok güzel. Yeni kuşağın bu vesile ile eski 45'likleri ve Ayla Dikmen gibi sanatçıları tanımasını sağladı bu film.

Alternatifi nedir? Yerli aşk filminden söz ediyorsak "Selvi Boylum Al Yazmalım"dan ötesi yoktur bence. "Sevgi emektir" ancak bu kadar güzel anlatılır.

2 yorum:

  1. ismail köybaşı: katılmıyorum başkan görüşlerine

    cumhuriyet meyhanesi / işkembecisi: turist kazıklayan mekanlar vardır ya isimleriyle, işte onlardan biri.

    ıssız adam: eşcinsellik yansımasını nası buldun da çıkardın başkan :) film bence sıradan ötesi, ama recep ivedik i bile ağlatmıştı, ağlamayı seven bir milletiz sonuçta, haliyle seveni çok oldu.

    YanıtlaSil
  2. ıssız adama katılıyorum %100, o filmde eksik olan çok şey var ama ben çekilipte post prodüksiyonda çıkarıldıklarını düşünüyorum. Hatta Çağan Irmak akıllı davranır ve eksik kısımlarını içeren daha tempolu ikinci bir film çıkartırsa "Issız Adam 2" şeklinde, Kill Bill kurgulu duygusal bir seri oluşturabilir :) Sinemaseverler ne tepki verirler bilmiyorum ama albümleri Muazzez Ersoy'un nostalji serisinden bile çok satabilir...

    YanıtlaSil