4 Ağu 2010

İstanbul'da Yaşayan Ankaralılar


Ferhan Şensoy, Ankara'yı anlatırken "Karşıdan karşıya geçerken herkes cetvelle çizilmiş gibi sağdan yürüyordu." der. Nüfusunun çoğunluğu devlet memuru ya da öğrenci olan ve adım başı "bakanlık, genel müdürlük, elçilik, komutanlık... vb" ile karşılaştığınız bir şehirde "cetvelle çizilmiş" bir düzenin varlığı şaşırtıcı olmasa gerek. Bu ve benzeri tanımlamalar Ankaralılar tarafından "Çok abartmışlar, bizdeki trafik de artık yabana atılır cinsten değil..." gibi cümlelerle kesiliyor olsa da, İstanbul'a göre çok daha huzurlu, düzenli ve sakin bir kent olduğu kesindir Ankara'nın.

İstanbul ise heyecanlı, sürprizle dolu, hareketli, kalabalık, güvensiz ve düzensiz bir şehirdir. Ülkenin en lüks binasında tokuşturulan 21 yıllık viskinin kristal kadehleri ile en sefil gecekondusunda bölüşülen bir dilim kuru ekmek arasında 100 metre mesafe vardır İstanbul'da.

Herhangi bir merkezi caddeye gidip yoldan geçenlere baktığınızda yarım saat içinde şunları görmeniz mümkündür: sakalları göbeğine kadar uzanan ve kentin ev sahibi mağrurluğuyla etrafı süzen bir molla; özgüvenle ve yüksek sesle konuşan bir travesti; televizyondaki kadar yakın olmayan birkaç ünlü; takımının maçına giderken küfürlü tezahüratlarıyla etrafı inleten bir grup taraftar; ellerinde Starbucks kahveleri ve son model cep telefonları ile üstlerinde sahte D&G tişörtleri ve ceplerinde akbilleri ile arkadaşlarının yanında "tornacı babasıyla" karşılaşmamak için dua eden gençler, yarım milyonluk arabasından inen kirli sakallı genç işadamı, onun solaryum zencisi ve club'ların "vodka+redbull" güzeli manken sevgilisi; onlara mendil satmaya çalışan çıplak ayaklı çocuklar... Ve tüm bunların arasında yürüyüp giden, hiçbir şeye şaşırmayan İstanbullular...

Ya Ankara'da doğup büyüyüp, herhangi bir nedenden dolayı yaşamlarını İstanbul'da sürdürmek durumunda kalan Ankaralılar?

Farkında olmasalar da ortak özellikleri vardır: Genellikle ağırbaşlı, kurallara uyan, ilk başta soğuk ve çekingen gözüken, güvenilir ve saygılı insanlardır. Ancak muhtemel ortak özelliklerini bir tarafa koyarsak İstanbul'da yaşayan Ankaralıların iki uç grubunu şöyle oluşturabiliriz:

1- Ankaralı olarak kalanlar: Onlar, İstanbul'un bu kozmopolit, kalabalık ve enerjik yaşantısına ayak uyduramayıp, hala Ankara'nın o huzurunu özleyen kişilerdir. Gece yaşantısını sevmezler. Onlar için İstanbul'u Ankara'dan ayıran tek olumlu eylem deniz kıyısında çay içmek ya da vapura binip martıları seyretmektir. Onları çoğunlukla ellerinde bavulla, otobüs şirketlerinin önünde ya da Haydarpaşa'da görebilirsiniz. Çünkü bayram, tatil, izin demeyip ilk fırsatta Ankara'ya, ailelerinin yanına giderler. İstanbul onlar için sadece bir zorunluluktur. Kuğulu Park, Tunalı, Bahçeli her zaman burunlarında tüter. İstanbul'da ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar her zaman Ankaralı olarak kalacaklardır.

2- İçindeki İstanbulluyu bulanlar: Onlar, İstanbul'da kendilerini bulmuşlardır aslında. Zaten uzun süredir Ankara kendilerine dar gelmektedir. Bir süre sonra "Denizsiz şehir olmaz hoca!" ya da "Hayat İstanbul'da!" gibi cümleler sarfetmeye başlarlar. Ailelerinin onları dört gözle beklediği tatillerinin bile çoğunu İstanbul'da geçirirler. Geceleri çok etkindirler. Nevizade, Asmalı, Kuruçeşme, Bebek onlardan sorulur. Tuttukları takımın kombineleri de ceplerindedir. Ankara, kıyıda terk edilmiş eski bir limandır onlar için. Ne de olsa açık denizlere çoktan yelken açmışlardır...

***

Ya Ankara'da yaşayan İstanbullular mı?
Onu da Yılmaz Erdoğan özetliyor:

"Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür

Bu kadar insanın neden

Ankara'yı sevdiğini anlamadan

Ankara'da yaşamak"

3 yorum:

  1. Tekrar yazıyorum,

    İstanbul da yaşayan bir Ankaralı olaraka, kategorilerin 2 ye ayrılması az olmuş bence üstad. Bence ikisine de girmiyoruz biz :)

    YanıtlaSil
  2. bence de iki kategori yetmemiş anlatmaya... üçüncüyü ben ekliyeyim: Arada kalanlar.

    Bu gruptaki insanlar genelde Ankara'da yaşarken kentin eksiklerinin farkındadırlar, o yüzden İstanbul'a tamamen pragmatik yaklaşırlar. Çoğu iş imkanları ve para kazanmak için burdadır. Ama son derece aktiftirler. Açıkhava konserlerini hiç kaçırmazlar yıllardır tvden izlemişlerdir çünkü. Keza futbol maçlarını da. Sıkı tiyatro takipçisidirler. Sanat, spor, kültürel, turistik aktiviteleri severler, eğlence ve gece hayatında ise seçicidirler, marjinal yerleri hiç sevmezler. Kendilerini asla İstanbullu hissetmezler, zaten İstanbullu olmadıkları da kolay anlaşılır. Ünlü birini gördüklerinde heyecanlanacak kadar naif, henüz akşamın 9'unda bile sokakta yürürken ürkecek kadar tedirgin, şortla sokağa çıkamayacak kadar muhafazakardırlar. Ancak, ne yazıkki Ankara'ya gittiklerinde de kendilerini artık Ankaralı hissetmezler. Çünkü rutin, düzenli, disiplinli Ankara insanına göre daha renkli bir hayata sahiptirler artık, Arjantin'de cafelere takılmak, 7. caddede piyasa yapmak, Tunalı'da mağazaları dolaşmak sıradan gözükür. Sonuçta AVM'lere boğulan Ankara için üzülür ve doğdukları değil doydukları şehire buruk şekilde geri dönerler. Almanya'daki gurbetçiler gibi arada kalmışlardır.

    Ben bu 3. gruptanım, ne İstanbullu olabiliyorum, ne Ankaralı. Burdayken orayı özlüyorum ordayken burayı.

    YanıtlaSil