23 Ağu 2010

Yaz Biter

Bir sabah, özlediğiniz o güneş ışığının yüzünüze vurmasıyla uyanırsınız. Aklınıza o gelir ve onunla birlikte çimlere uzandığınızda içinize doluşan yaz kokusu kaplar odayı.

Oyun oynayan çocukların, oyunlarını ciddiye alan seslerini duyarsınız dışarıdan. Aklınıza o gelir. Onun en basit işleri bile nasıl ciddiye aldığını anımsarsınız. Yüzünüzde, yaramaz bir çocuğun kendini affettirmek adına takındığı masum ama hınzır bir ifade belirir bir süre. Tıpkı bu anlarda onun yaptığı gibi... Fark edince gülümsersiniz. Hüzünlü bir gülümseyiştir bu.

Kahvaltıya oturduğunuzda çayınızı koyarsınız. O gelir aklınıza. Ona dair kurduğunuz düşlerden biri, tek bir film karesi gibi geçer bir anlığına: “Siz kravatınızı bağlamış, işe yetişmek için aceleyle kahvaltı masanıza oturmuşsunuz. Çocuklar okul çantalarını hazırlıyor. O, portakal sularınızı dolduruyor, bir yandan da henüz tam uyanamamış küçük oğlunuzun yakasını ilikliyor. Evde, güne başlamanın bir telaşı var. O, kendinden emin bir şekilde her şeyi düzenliyor. Ne de güzel bir anne. Sabahlığı tüm dişiliğini ortaya çıkarıyor. Siz kapıdan çıkarken dudağınıza bir öpücük konduruyor. Gün boyu akşamın olmasını ve eve gelmeyi bekleyerek sabırsızlanıyorsunuz” Kültür kuşatması ve kargaşası içinde yaşayan bir ülkede, elbette ki Amerikan filmleri gibi olacaktır hayalleriniz. Birlikte gittiğiniz bir filmden bir sahnedir belki de bu, o anda bilemezsiniz. Tek bildiğiniz şey, onun çok iyi bir anne olacağıdır... Tıpkı anneniz gibi...

Dışarı çıkarsınız. Yazı dolu dolu içinize çekip, kendinizden geçersiniz bir an. Cennet bu olsa gerek, dersiniz. El ele sevgililer geçer size inat. Aklınıza o gelir. Korkarak bakarsızınız kızın yüzüne. O değildir. Onun kadar güzel değildir. Olamaz da. İçinizden erkeğe “Sakın kaybetme!” demek gelir, “Onun ve yaşadıklarının değerini bil oğlum! Sonra şair olursun...” Garip bir duygudur bu. Gördüğünüz her kızda, her mutlu çiftte onu görüp hüzünlenirsiniz. Kızlardan biri o olmadığı için rahatlarsınız. Onun nerede, kiminle olduğunu merak edersiniz. Aslında cevabını bildiğiniz bir sorudur bu. Gözleriniz dolar... Sinirlenirsiniz, belki de ondan nefret edersiniz bir anlığına. Tam bu anda aklınıza, ona sinirlendiğiniz anlarda, kendini affettirmek için nasıl da masum bir yavru kedi sıcaklığında size yanaştığı gelir. Çok özlersiniz...

Tam o sırada telefonunuza bir mesaj gelir. Aklınıza o gelir. –teknolojinin 21. yüzyıl romantizmine son etkisidir cep telefonları ve mesajlar. Popüler kültüre ve sahte ilişkilere inat, ucu yakılmış bir aşk mektubudur hala bazı mesajlar sizin için. Yüzüne söyleyememek kadar utangaç, iki mesaj arasındaki bekleme süresi kadar heyecanlı...– Duyduğunuz her mesaj sesi bir umuttur sizin için. Ondan gelebilecek bir mesajın umududur bu. Gerçi, kendinizi güçlü hissetmek ve “en iyi yalan” Oscar’ına aday olan “unutmuş, umursamaz” rolünüzün hakkını verebilmek için adını silmişsinizdir telefonunuzdan. Ne var ki, numarası aklınızdadır hala... kahretsin! Bu mesaj da ondan değildir... Siz yine “en iyi aptal aşık” heykelciğini alırsınız dalga geçen kahkahalar eşliğinde, jürinin mutlu çiftlerden oluştuğu bir ödül töreninde...

Akşam olur. Bir başkadır yaz akşamları. Esen ılık rüzgar bir parça huzur bırakır içinize. Akşam yürüyüşlerinde yeni bir şeyler ararsınız. Doğanın canlılığını örnek alarak değişim sözü verirsiniz kendinize. Belki sigarayı bırakırsınız sadece birkaç saatliğine. Daha fazla kitap okumaya karar verirsiniz, yeni kitaplar alırsınız; çoğunu birkaç sayfa okuyup kitaplığınıza koymak üzere. Her yeni yaz, yeni kararlar zamanıdır, yeni umutlar bulmak ve bir sonraki yaza güçlü biri olmak için. Onu unutmak için...

Gece eve gelirsiniz. Artık tek başınasınızdır odanızın geleneksel hüzün saatlerinde. Artık ne sizi oyalayacak arkadaşlarınız, ne kalbinizin sesini daha az duymanıza neden olacak kulaklıklarınız, ne de hayata daha olumlu bakmanızı sağlayacak pembe gözlükleriniz vardır yanınızda. Yalnızsınızdır. Gece yalnız kalan her aşık gibi gafil avlanırsınız. Aklınıza o gelir yine. Bu sefer kalbinize saplanan bir bıçak gibidir. Saplanır, sabaha kadar çıkmaz. Eliniz telefona gider belki. Belki sesini duyup kapatırsınız. Belki de cesaret edemezsiniz aramaya, ya meşgul çalarsa diye. Yazılar yazar, yırtarsınız. Her kederli şarkıya bir sigara yakarsınız. Tüm diğer dertleri biriktirip onda birleştirirsiniz. “O olsa böyle mi olurdu! Tek başına yeterdi size…”

Yazın da, diğer tüm mevsimlerde olduğu gibi aklınıza o gelir. Sonra bir sabah uyandığınızda, kırmızı bir yaprak bulursunuz pencerenizde. Yazın ne zaman bittiğini anlamazsınız yine…

Mevsimler değişir, dünya döner, zaman geçer.

Siz değişmezsiniz, o dönmez, yara geçmez...

4 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. duygularimi birebir anlatan mukemmel bir yazi olmus, ama gunun birinde ya o mesaj gelirse!

    YanıtlaSil
  3. İnsanın içine işleyen, dokunan, acıtan bir yazı... Okurken bir yandan da gözümde canlandı, bu yüzden çok başarılı:)

    YanıtlaSil
  4. 5 mayıs 2011 olmuş... şu an durum nasıl? hala ilk günkü gibi mi?

    YanıtlaSil